5th International Congress of Language and Translation Studies, Baku, Azerbaycan, 24 - 26 Eylül 2025, ss.738-750, (Tam Metin Bildiri)
Metinlerarasılık, postmodern edebiyat kuramının temel kavramlarından biri olup bir metnin anlamını şekillendiren çok katmanlı ilişkilerin incelenmesine olanak tanır. Bu yaklaşım, bir metnin başka metinlerle nasıl etkileşime girdiğini, yeniden biçimlendiğini ve farklı bir anlam kazandığını açıklar. Böylece edebî bir eser yalnızca kendi bağlamında değil, geçmiş metinlerle kurduğu diyalog aracılığıyla da okunur. Metinlerarasılık, anıştırma, alıntı, gönderme, parodi, pastiş, kolaj ve montaj gibi teknikler aracılığıyla gerçekleşir ve metinler arasında dinamik bir etkileşim ağı kurar. Bu etkileşimler, bir metnin önceki söylemleri dönüştürerek yeni yorum alanları yaratmasına imkân tanır. Bir metin başka bir metinde işlendiğinde, kaynağını yeniden canlandırır, ona süreklilik kazandırır ve farklı yorumlara açık hale getirir. Bu çalışmanın amacı, J. D. Salinger’ın Nine Stories adlı eserindeki metinlerarası bağları Gérard Genette’in metinlerarasılık ilişkileri tanımlamak için kullandığı metinlerötesilik (transtextuality) kavramı çerçevesinde incelemektir. Çalışmada roman, öykü ve diğer edebî türlerden dönüştürülerek yeni bağlamlara taşınan unsurların nasıl kullanıldığı incelenmektedir. Salinger’ın Nine Stories adlı yapıtı, II. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan toplumunda görülen psikolojik travmaları ve duygusal yıpranmayı çarpıcı biçimde yansıtmaktadır. Savaşın ardından ortaya çıkan varoluşsal boşluk ve belirsizlik, karakterlerin hem kendilerini hem de toplumsal rollerini sorgulamalarına yol açar. Modern yaşamın sunduğu yüzeysel konfor, bireylerin otantik benliklerini keşfetme çabalarını gölgeler ve onları kendi kimliklerinden uzaklaştırır. Öyküler, bireyin içsel hakikat arayışı ile toplumun başarı ve statü beklentileri arasındaki gerilimi derinlemesine işler. Aynı zamanda savaş sonrası Amerika’nın ilerleme ve refah isteğinin ardında gizlenen kolektif acıyı ve anlamlı bağlar kurma ihtiyacını görünür kılar. Çok katmanlı yapılarıyla bu öyküler, dönemin ruhunu etkileyici bir şekilde yansıtarak aidiyet, anlam ve duygusal tatmin arayışlarını güçlü biçimde dile getirir. Böylece çalışma, Salinger’ın metinlerinin metinlerarasılık çerçevesinde okunduğunda, hem bireysel hem de toplumsal yorumları zenginleştiren, açık ve söyleşimsel edebi yapılar olduğunu ortaya koymaktadır.
Intertextuality, as one of the central concepts of postmodern literary theory, enables the analysis of multi-layered relationships that shape the meaning of a text. This approach explains how a text interacts with other texts, undergoes transformation, and acquires new layers of meaning. Thus, a literary work is not only interpreted within its own context but also through the dialogue it establishes with prior texts. Intertextuality is realized through techniques such as allusion, quotation, reference, parody, pastiche, collage, and montage, forming a dynamic network of interactions among texts. These interactions reveal how previous discourses are reshaped and recontextualized, opening up new interpretive possibilities. When a text is reworked within another, it revives its source, grants it continuity, and renders it open to diverse interpretations. The purpose of this study is to examine the intertextual connections in J. D. Salinger’s Nine Stories through the framework of Gérard Genette’s concept of transtextuality, a term he uses to describe intertextual relationships. The analysis focuses on how elements derived from novels, short stories, and other literary genres are recontextualized and transformed into new narrative frameworks. Salinger’s Nine Stories vividly reflects the psychological trauma and emotional exhaustion that marked American society in the aftermath of World War II. The existential void and uncertainty that emerged after the war compel characters to question both their inner selves and social roles. The superficial comforts offered by modern life obscure the search for authentic identity and distance individuals from their true selves. The stories explore in depth the tension between society’s expectations of success and status and the individual’s pursuit of inner truth. At the same time, they uncover the collective pain and the longing for meaningful human connections hidden beneath post-war America’s drive for prosperity and progress. Through their multi-layered structures, these narratives powerfully convey the atmosphere of the period while articulating quests for belonging, meaning, and emotional fulfilment. This study therefore demonstrates how Salinger’s texts, read within the framework of intertextuality, function as open and dialogic literary constructs that enrich both individual and collective interpretations.