Beykent Üniversitesi II. Ulusal Sahne Sanatları Eğitiminde Çağdaş Yaklaşımlar Çalıştayı, İstanbul, Türkiye, 29 Nisan 2026, cilt.1, sa.1, ss.1, (Özet Bildiri)
NEOLİBERAL ÜNİVERSİTEDE ÇAĞDAŞ TİYATRO EĞİTİMİNİN ETİK ÇELİŞKİSİ VE SANATÇI ÖZNENİN DÖNÜŞÜMÜ
Arş. Gör. Yağmur PARİM
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi
Sahne Sanatları Bölümü
Günümüz tiyatro eğitimi, yaratıcılığı, eleştirel düşünmeyi, estetik özerkliği ve kolektif pratiği teşvik etme ideali ile giderek artan piyasa mantığı, performans göstergeleri, rekabet, görünürlük ve istihdam edilebilirlik arasında etik bir gerilim içindedir.
Neoliberal paradigmada yükseköğretim pazarlanabilir, sömürülebilir ve ölçülebilirdir. Neoliberal üniversiteler kriz, kemer sıkma, ölçülebilirlik ve sürekli gerekçelendirme koşulları altında faaliyet göstermektedir. Tiyatro ve performans eğitimi de kurumsal değerini, çıktılarını ve ekonomik sürdürülebilirliğini gösterme baskısı altındadır. Bu nedenle sorulması gereken soru, sadece ne öğretildiği değil hangi kurumsal kısıtlamalar altında öğretildiğidir. Tiyatro eğitimi öncelikle öğrencileri iş piyasasına mı hazırlamalı, yoksa piyasanın kendisini eleştirebilecek düşünme, sorgulama ve direnme biçimlerini mi geliştirmelidir? Çalışma, çağdaş tiyatro eğitiminde sanatçı öznenin nasıl dönüştüğünü ve eğitimin sanat öğrencilerini, eleştirel sanatçılar olmaya mı yoksa daha ziyade güvencesiz kültürel emek rejimine mi hazırladığını tartışmaktadır.
Günümüz tiyatro eğitiminde yaratıcılığın esnekliğe, uyum sağlamanın güvencesizliği normalleştiren bir erdeme ve kendini geliştirmenin kendini sömürmeye dönüşme riski bulunmaktadır. Bu çerçevede çağdaş tiyatro eğitimi, eleştirel ve özgürleştirici bir sanat pedagojisi olma iddiasını sürdürse de deneyim ekonomisi ve görünürlük rejimleri içinde öğrencileri neoliberal kültür alanının talep ettiği esnek, dayanıklı ve kendini yöneten sanatçı öznelere dönüştürmektedir.
Bu nedenle çalışma, tiyatro eğitiminde eleştiriyi, estetik riski ve kolektif emeği istihdam edilebilirlik söylemine tabi kılmayan bir müfredatın oluşturulmasını, çoğulcu, diyalojik ve hiyerarşik olmayan öğretim yöntemlerinin güçlendirilmesini ve güvencesizliği normalleştirmeyen, aksine görünür kılan bir pedagojik bakış açısını önermektedir.