SÖYLEM FİLOLOJİ DERGİSİ, cilt.10, sa.3, ss.1447-1460, 2025 (Hakemli Dergi)
Metinlerarasılık kavramı tarih öncesinden itibaren düşünsel boyutta hep var olmuş olsa da araştırma ve kuramsallaştırma nesnesi olarak ele alınması 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Disiplinler ve kuramlar arası bağıntıların önem kazandığı, aynı parçalardan bir başkasını üretmenin ön plana çıktığı postmodernist yapılanma ve bu yaklaşıma koşut olarak gelişen yapısökümcü bakış açısı doğrultusunda devreye giren “metinlerarasılık”, kuramcılar tarafından farklı şekillerde tanımlanmış olsa da ortak noktalara işaret eder: Metin artık açık kapılıdır; yazar başka yapıtlara giderek oralardan aldığını değişik yöntemlerle kendi bağlamına taşıyabilir; okursa açık kapılardan çıkıp farklı metinlere giderek göstergeleri anlamlandırabilir ve okuduğu metni yorumlayabilir. Metinlere açık ya da örtük biçimde yerleştirilmiş, kimi zaman son derece belirgin, kimi zaman algılanmayı bekleyen “iz”leriyle okuyucunun karşısına çıkan göstergelerin varlığı, ayrışık söylemlerin iç içe geçip birbiriyle karışması, metinlerarası alışverişlere işaret eder. Birçok sanatsal üretimde söz konusu olan bu alışveriş özellikle yazınsal düzlemde daha çok belirginlik kazanır. Tiyatro metinleri de bu kapsamda ele alınabilir. Bu düşünceden yola çıkılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, çağdaş Türk yazarlarından Güngör Dilmen’in Kurban başlıklı oyunu metinlerarasılık kapsamında mercek altına alınmıştır. İnceleme, metinlerarasılık kavramını farklı açılardan ele alsalar da metinlerarsılığı yazınsallığın temel unsuru olarak kabul etmiş üç kuramcının yaklaşımları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Buna göre, dönüşümleri inceleme yöntemini, hem eşsüremsel hem de artsüremsel boyutta uygulayan Kristeva’nın, metinlerarasılığı “okur”un okuma edimine dayandıran Riffaterre’in ve metinlerarası ilişkileri ayrıntılı bir biçimde tanımlayıp adlandıran Genette’in metinlerarasılığa bakış açıları göz önünde bulundurulmuştur. Söz konusu oyunun, Antik Yunan döneminde Euripides tarafından kaleme alınmış Medea başlıklı tragedyayla olan benzerliklerinin iz sürümü, Yunan mitolojisine dayanan bir metnin Anadolu kadınının töreyle örülmüş dramına dönüşümünü ortaya çıkarmıştır.
Although the concept of intertextuality has existed since prehistoric times, it became a focus of research and theorization only in the 20th century. Emerging within postmodernist and deconstructionist contexts—where interdisciplinary connections and the reuse of existing works are emphasized—“intertextuality” has been defined in various ways, yet theorists share common ground: texts are open-ended; authors may draw on other works and integrate borrowed elements into their own context through various methods; readers, in turn, can move through these “open doors” to other texts, interpret signs, and construct meaning. Signs—whether explicit or subtle— embedded in texts, along with the blending of distinct discourses, indicate intertextual exchanges. Such exchanges are evident in many artistic forms, especially in literary works. Theatrical texts also fall within this framework. This study examines Kurban, a play by contemporary Turkish author Güngör Dilmen, through the lens of intertextuality. It draws on the approaches of three theorists who, despite differing perspectives, view intertextuality as a key element of literariness: Julia Kristeva, who analyzed transformations in synchronic and diachronic dimensions; Michael Riffaterre, who linked intertextuality to the reading act; and Gérard Genette, who provided detailed classifications and terminology for intertextual relations. By tracing parallels between Kurban and Euripides’ ancient Greek tragedy Medea, the study reveals how a mythological text has been transformed into the tragedy of an Anatolian woman, shaped by tradition.