ÖZGÜRLÜK MÜ, TEHDİT Mİ? SOSYAL MEDYANIN DEMOKRASİLER ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİLERİ


Creative Commons License

Göktepe O.

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi10. Bilim Günleri Kongresi, İstanbul, Türkiye, 15 - 16 Nisan 2025, ss.46, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.46
  • İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Sosyal medya ile demokrasi, özünde birbirleriyle çelişen kavramlar değildir. Ancak sosyal medyanın sunduğu iletişim kolaylıkları ve geniş kitleler üzerindeki etkileyici gücü, siyaset kurumunun bu alana artan bir ilgi göstermesine yol açmıştır. Siyasal iktidarın elde edilmesi ya da korunması amacıyla sosyal medyanın kötü niyetli kullanılması, demokrasilerin varlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu çalışma, sosyal medyanın düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında sunduğu olanakların yanı sıra, dezenformasyon ve manipülasyon yoluyla demokrasiye yönelik risklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Teknolojik imkanlar haber üretim ve erişimine büyük bir kolaylık sağlarken, aynı zamanda baş edilmesi güç bir bilgi kirliliği yaratmaktadır. Bu haber seli ortasında doğru ve güvenilir bilginin ayırt edilmesi imkansızlaşmıştır. Doğru bilgiye ulaşılamaması, bireyleri yanlış karar ve tercihlere yönelterek demokrasinin sağlıklı işleyişini bozmaktadır. İnternet ve sosyal medya platformları, “kamuoyu” kavramını ulusal sınırların çok ötesine taşıyarak kontrol edilemeyen belirsiz bir alana dönüştürmüştür. Bu durum ülke demokrasilerini sosyal medya üzerinden yürütülecek manipülasyonlara açık hale getirmektedir. İç ve dış menfaat gruplarının ikna yöntemi ve sahte haberlerle kamuoyu algısını şekillendirdiği bir ortamda halkın özgür iradesinden ve demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Sosyal medya algoritmaları, kullanıcıları sürekli olarak benzer görüşleri destekleyen haber ve gruplarla buluşturarak "yankı odaları" yaratmakta, bireylerin farklı bakış açılarına sahip olmasını ve empati geliştirmesini engellemektedir. Kasıtlı ve planlı olarak yürütülen bu yönlendirme, kutuplaşmayı artırarak toplumda güvensizlik ve düşmanlığa yol açmaktadır. Bu durum, medeni tartışma ortamını zayıflatırken demokrasinin en önemli dayanağı olan hoşgörü ve uzlaşma kültürünü yok etmektedir. Sosyal medya aracılığıyla kamuoyunun genel eğilimini yansıttığı izlenimi verilen yanıltıcı bilgiler, bireyler üzerinde psikolojik grup baskısı oluşturarak karar alma süreçlerini etkileyebilmektedir. Bireyler, çoğunluğun belirli bir konuda daha fazla bilgiye sahip olduğu varsayımıyla, bu görüşleri benimsemeye eğilim gösterebilirler. Bu durum, literatürde toplumsal onay ihtiyacı olarak tanımlanmaktadır. Ancak sosyal medyada oluşturulan söz konusu çoğunluk algısı, yalnızca bir illüzyondan ibarettir. Bu yapay algı, bireysel kanaatleri yönlendirerek demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Böyle bir tehlikeye karşı en kolay çözümün, hükümetlerin sosyal medyayı düzenleyici yeni yasalar koyması olduğu düşünülebilir. Ancak bu tür düzenlemeler kolaylıkla baskı ve sansür aracı şekline dönüşebilir. Bu durum, düşünce ve ifade özgürlüğü daraltılarak, otoriter yönetimlerin güçlenmesine imkân sağlayabilir. Sorunla etkin bir biçimde mücadele edilebilmesi, hedef kitle konumundaki kullanıcıların aktif katılımı olmaksızın mümkün değildir. Bu bağlamda, bireylerin sahte haberleri tanıma, değerlendirme ve eleştirel bir bakış açısıyla analiz etme yetkinliklerini artıracak medya okuryazarlığı eğitimi, öncelikli bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.